Büro Emekçileri Sendikasının 5. Olağan Genel Kurul süreci devam ederken önemli bir aşaması olan Şube Genel Kurulları tamamlandı. BES Şube Genel Kurulları, Tekel işçilerinin direnişiyle birlikte emek hareketinde uzun yıllardır görülmeyen bir hareketliliğin içerisinde gerçekleşmesine karşın belki de tarihinin en coşkusuz ve heyecansız genel kurulları olarak gerçekleştirildi. Örgütün omurgasını, mücadelenin motor gücünü oluşturan şubelerin en geniş, en politik ve en yetkili kurullarının bu hali önümüzdeki süreç açısından tehlike sinyalleri olarak değerlendirilmek zorundadır.
Şube Genel Kurulları, büro emekçilerinin parçalandığı, hak kayıplarının en yoğun yaşandığı bir süreçte var olan statükoyu korumaya dayalı, sendikanın geleceğinin siyasal ve kişisel hesaplara kurban edildiği, Genel Kurul delegelerine mücadelenin öznesi gözüyle değil; burjuva siyaseti misali “oy” gözüyle bakıldığı, Genel Kurulların alışkın olmadığımız bir biçimde sandığa kilitlendiği, “seçimi” kazanmak için bir takım ırkçı söylemler geliştirmek gibi her şeyin mübah görüldüğü, eleştiri özeleştiri mekanizmalarının işletilmediği, iş kolunda yaşanan neo liberal değişimin sonuçlarının yarattığı ve artık kronikleşmeye başlayan sorunlara karşı nasıl bir mücadele sürecinin örülebileceği tartışmasının yanından bile geçilmediği genel kurullar olarak tarihteki yerini almıştır.
Elbette bugüne kadar yapılan genel kurul süreçlerinde de benzer durumlar yaşanmıştır. Ancak kürsü kullanımının tüm kongrelerde yok denecek kadar az olması, delegelerin oy kullanma saatine çağrılması ya da arabalarla evlerinden toplanması, durumun vahametini ortaya koymaktadır.
Oysa süreç yenilenmeyi; basit anlamıyla her düzeyde yönetimdekilerin değişimini değil, tepeden tırnağa yenilenmeyi dayatıyor. Emekçilerin ve Halkın hakları mücadelesini dert edinen örgütler sağlam bir ideolojik-politik hat oluşturmalı, örgütsel tahkimata giderek günün ihtiyaçlarına uygun bir örgütsel biçim, hak alıcı bir eylem çizgisi yaratmalı ve yeni bir sendikal kültürü tüm bu sürecin tutkalı haline getirmelidir.
Bilindiği gibi 24 Ocak kararlarıyla birlikte uygulamaya koyulan neo liberal politikalar öncelikle işçi sınıfının geleneksel örgütlerine saldırıdır ve bir bütün olarak emekçileri ve halkı örgütsüz bırakmıştır. Sonrasında yaşananlar ise artık herkes tarafından koro halinde söylenmeye başlanmıştır. Kamu kurumları, fabrikalar özelleştirilmiş, kamu hizmetleri taşeron şirketler eliyle gördürülmeye başlanmış, kamu da dahil parçalı ve esnek istihdam esas hale getirilmiş, işçi ve emekçiler TKY ve yönetişim gibi tekniklerle “yüceltilmiş”, devletin “asli işlerinden” olan yargı, sosyal güvenlik, vergi gibi hizmetler piyasa merkezli verilmeye başlanmıştır.
Tüm bu politikaların tesadüfî olmadığı, neo liberalizmin, emperyalist kapitalist sistemin bütünlüklü bir stratejisi olduğu ve bu yeni stratejiye karşı emekçilerin eski stratejiyle mücadele edemeyeceği yeni, devrimci bir emek hareketi stratejisi üretilmesi gerektiği tespitini artık herkes yapmalıdır. İşte yukarıda bahsi geçen yenilenmeye buradan başlanmalıdır.
BES Şube Genel Kurullarında böyle bir yenilenme sürecinin ilk adımları açısından önemli bir fırsat kaçırılmıştır. Oysa büro iş kolu, devletteki neo liberal değişim ve dönüşümün en yalın haliyle görülebildiği alanlardan biri haline gelmiştir ve bu süreç tamamlanmak üzeredir. Şöyle ki;
1. AKP iktidarı dönemi, büro emekçilerinin toplu görüşme süreçlerinde verilen yüzdelik zamlarla daha da yoksullaştırıldığı bir süreç olarak yaşanmaktadır. Büro emekçileri ucu ucuna yaşar hale gelmiştir. Binlerce büro emekçisi kredilerle, kredi kartlarıyla boğuşmakta; ay sonunu zor getirmektedir. Toplumun tüm kesimleri gibi büro emekçileri de artık eğitim, sağlık, ulaşım, doğalgaz, elektrik ve su gibi temel hizmetlere çok daha fazla paralar ödemek zorundalar. Bir yandan yüzdelik zamlar, diğer taraftan kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi ve yapılan ücret zamlarına bakıldığında kamu çalışanlarının ciddi anlamda yoksullaştırıldığı görülmektedir.
2. Büro iş kolunda öngörülen istihdam anlayışı artık gün gibi ortadadır. Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına paralel olarak büro emekçileri de iş güvencesiz çalışmaya zorlanmaktadır. Daha çok eğitim ve sağlık alanlarında görülen güvencesiz çalıştırma biçimleri artık büro iş kolunda da hayat bulmakta, 4/B, 4/C, taşeron çalıştırma yaygınlaşmaktadır.
3. Tüm kamuda olduğu gibi büro iş kolundaki çalışanların parçalanması stratejisi sadece farklı statülerde çalıştırmaya dayandırılmamaktadır. Uygulamaya koyulan uzmanlaştırma politikaları; uzman-uzman olmayan ayrımı, aynı işi yapanlara farklı ücret uygulamaları, performansa göre ücret uygulamaları da kadrolu büro emekçilerini parçalamayı hedef almaktadır. İlk olarak güvenceli ve güvencesiz olmak üzere, daha sonra da farklı ücret uygulamaları ile yaratılan parçalanma, çalışanlar arasındaki dayanışma ve birlikte mücadele eğilimlerini zayıflatmaktadır.
4. Vergi, sosyal güvenlik ve yargı politikalarındaki adaletsiz uygulamalardan muzdarip olan yurttaşların tepkisini gösterdiği kişiler de yine büro emekçileridir. Ağır iş yükü altında çalışan büro emekçileri bir de canı yanan yurttaşların sözlü ve fiziki saldırılarına maruz kalmaktadırlar.
5. Otomasyon sistemi ile birlikte işleri paket programlar yoluyla yürütme ve parçalama uygulamaları bütün haliyle büro emekçilerini vasıfsızlaştırmakta, köreltmektedir.(Her ne kadar bir kısmına uzman dense de). Mevzuatın ülke gündemi gibi hızlı değişimi ile birlikte büro emekçileri yaptıkları işe yabancılaştırılmakta; değersizleştirilmektedir.
Büro iş kolunda yaşanan bu gerilimli durum aynı zamanda bir hareketliliği ifade etmektedir. Böyle bir hareketliliğin aktörleri olan büro emekçileri, fiili, meşru ve militan bir mücadele konusunda gözünü budaktan sakınmayacağını çeşitli tarihsel dönemlerde göstermiştir. Mesele, böyle bir hareketliliğin içerisinde büro emekçilerinin bu dinamizmini kavrayacak doğru politikaları üretebilmektir.
Şube Genel Kurulları bu açıdan bakıldığında, büro emekçilerinin sürece aktif katılımının sağlanması, yeni bir mücadele sürecine hazırlanması açısından kaçırılmış önemli bir fırsattır. Şimdi Nisan/2010 tarihinde gerçekleştirilecek Merkez Genel Kurulu tüm bu sürecin ters yüz edilmesi açısından bir fırsat daha sunmaktadır.
BES’i var eden, bugüne taşıyan başta siyasal yapılar olmak üzere tüm ilerici, demokrat ve devrimci unsurlar artık bir yol ayrımındadır. Şu bilinmelidir ki merkez genel kurulu için devrimci olan tavır seçimi kazanacak ittifakı oluşturma çabaları olmayacaktır. Bugün için devrimci olan, işte bu yol ayrımında devrimci büro emekçileri hareketini yeniden yaratacak kararlara imza atmak ve bu kararları hayata geçirecek sendikal ve siyasal iradeyi ortaya koymaktır. İhtiyacımız olan tepeden tırnağa bir yenilenme için geçmişin hatalarıyla yüzleşmek, arınmak ve devrimci bir yolda ilerleyecek mütevazi adımları atmaktır.
DEVRİMCİ BÜRO EMEKÇİLERİ 9 Nisan 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder