29 Temmuz 2011 Cuma

Büro emekçileri hareketi nereye gidiyor?

Geçtiğimiz günlerde, sekiz yıldır görev yapan sendika avukatımızın işine son verilmesiyle birlikte yaşanan tartışmalar, farklı bir düzlemde devam ettirilmeli, güçlenen bürokratik, liberal ve pasifist eğilimleri geriletecek ve yok edecek bir tarzın egemen hale getirilmesi hedeflenmelidir. Çünkü işten atma kararı, güçlenen bürokratik ve liberal anlayışın su yüzüne vurmuş halidir. Daha derinlere inildiğinde birçok konuda büro emekçileri hareketinin devrimci ilkeleriyle kurulan bağın ne kadar zayıfladığı görülecektir. Bugün, büro emekçileri hareketinin yaratılmasında ve bugünlere taşınmasında katkısı olan tüm üye, temsilci ve yöneticilerin önyargısız böyle bir tartışmaya müdahil olması; ciddi bir tıkanma ve daralma yaşayan mücadelemizin yeniden ivme kazanabilmesi açısından anlamlı olacaktır. Böyle bir tartışmanın şakülü şüphesiz hareketin başlarken oluşturduğu ilkeler olacaktır. 

BES MYK’sının işten atma kararı sonrasında Ankara 2 No’lu Şube Temsilciler Kurulunun, Şube Yönetimine rağmen karara itiraz etmesi; kısa bir süre içerisinde ulaşılan 250’ye yakın büro emekçisinin yayımladığı deklarasyon birlikte yarattığımız değerleri ve hukuku ne olursa olsun savunacak bir duyarlılığın mevcut olduğunu da göstermektedir. Şimdi büro emekçilerinin; özellikle yetkili organ üyelerinin (ŞTK, MTK, Genel Kurul) bürokratik, liberal yaklaşımlara karşı örgütümüzü sahiplenme; söz, yetki ve karar haklarını sahip çıkma zamanıdır. 

Öncelikle belirtmek isteriz ki; Devrimci Büro Emekçileri olarak avukatımızın işten atılması kararını öğrendiğimiz andan itibaren sorunun “kullanılması” değil, çözülmesi adına çaba sarf etmeyi görev edindik. Türkiye yürütme kurullarından da birer temsilcinin katılmasını istediğimiz ilk görüşme, DSD Grubu ile gerçekleştirildi. Yapılan görüşmede “işten atma kararının yanlış olduğu, bir emek örgütünde haklı ve meşru bir gerekçe olmaksızın işten atma olgusunun gündeme getirilemeyeceği ve kararın gözden geçirilerek iptal edilmesi gerektiği” ifade edilmiş, DSD Grubu temsilcileri ise iki gün içerisinde değerlendirerek cevap vereceklerini ifade etmişlerdir. Nihayetinde iki gün sonra MYK’da bulunan diğer gruplarla görüştüklerini, hiçbirinin karardan dönmek istemediklerini, karardan dönülse bile bu saatten sonra avukatla birlikte çalışmanın zor olacağını dolayısıyla kararı uygulayacaklarını ifade etmişlerdir. Yine Emek Hareketi Grubuyla görüşülerek aynı şekilde aktarımlarda bulunulmuş; Emek Hareketi Grubu temsilcileri ise DSD Grubunun söylediğiyle çelişik bir şekilde “konunun tarafı olmadıklarını, işten atma önerisini getirenlerin tekrar gündeme getirmeleri durumunda üzerlerine düşeni yapacaklarını” ifade ederek “sorumsuzluğunu” ortaya koymuştur. HÖC Grubu ise temsilcilerinin il dışında olduğunu bildirmiş ancak bir hafta sonra arayarak görüşebileceklerini ifade etmiş fakat DSD Grubunun cevabı doğrultusunda görüşmenin anlamsız olacağı düşünülerek bu grupla görüşülmemiştir. Her haliyle çelişkili açıklamalar samimiyetsizliğin ve ciddiyetsizliğin boyutlarını ortaya koymakla birlikte, tüm çabalarımıza rağmen kararı “oy birliği” ile alan DSD, Emek Hareketi ve HÖC, “birliklerindeki” ısrarı ortaya koyarak kararı uygulamışlardır. Görüşmeler sonrasında yaklaşık 250 BES üye, temsilci ve yöneticisinin imza koyduğu deklarasyonu, dikkate alma erdemini göstermeyecekleri ise zaten anlaşılmıştı! 

Sorun münferit olmuş olsaydı, tahribat, bir emekçinin (üstelik hiç hak etmemişken yetersizliklerinden dem vurularak) işinden olmasının yaratacağı tahribatla sınırlı kalabilirdi! Ama sorun münferit değil! Oy birliği ile bir emekçinin işine son veren anlayışların süreç içinde oluşan çarpık yaklaşımları, üzerine gidilmediği takdirde normalleşme ve içselleştirilme riski taşımaktadır. 

Devrimci büro emekçileri genel olarak kamu çalışanları ve büro emekçileri hareketindeki tıkanma ve daralmayı neoliberal politikaların kamuyu alt üst edişi karşısında sendikal hareketin politikasız kalışına bağlamaktadır. Yani büro emekçilerinin güvencesizleştirilmesi, farklı ücret politikaları ile parçalanması, kurumların piyasa merkezli yeniden yapılandırılması ve tasfiyesi gibi yapısal sorunlara devrimci çözümler üretememek temel neden olarak ele alınmaktadır.[1] Tabii ki bu yapısal sorunlara devrimci çözümler üretilemeyişinde sendikal önderliğin devrimci mücadeleyle, devrimci ilkelerle kurduğu bağın önemi de ortadadır. Yapısal sorunlar karşısındaki tutum alıştan ziyade burada daha çok bürokratik, liberal ve pasifist yaklaşımların sonucu olarak ortaya çıkan çarpıklıklar ele alınacaktır. 

Devrimci söylemlerin havada uçuştuğu bir süreçte pratik mücadelenin ve davranışların önemi üzerinde durulmalıdır. Hareketin gerilediği, denetimin, sorgulamanın ve eleştirinin en aza indiği bir ortamda ileri laflar insanı vezir yapmaktadır. Bilinmektedir ki devrimci anlayış söylemin değil mücadele içindeki pratik davranışların üzerine inşa edilmektedir. Hal böyleyken devrimci olmayan bir dizi yaklaşımın görünmez hale getirilebilmesi, üstünün örtülebilmesi başarı olarak değerlendirilmelidir(!) 

Örneğin “söz yetki karar çalışanlara” sloganını kürsülerde şiar edinen BES MYK’sının pratikte ortaya koyduğu tutum aslında gerçeği ilan etmektedir. Genel Kuruldan sonra mücadele programı konusunda karar organı olan Merkez Temsilciler Kurulu (MTK) (Şube Yönetim Kurullarından seçimle gelen 1 ve Şube Temsilciler Kurullarından seçimle gelen her 1000 üyeye bir temsilciyle oluşur) iki yılda bir yapılan iki genel kurul arasında en az 4 defa olağan toplanması gerekirken bir önceki dönemde 2, içinde bulunduğumuz dönemde ise 16 ay geçmesine rağmen 1 kez toplanabilmiştir. Yine danışma kurulu organı olan Başkanlar Kurulu 16 ayda bir kez toplanmıştır. 

Karar organı olan MTK’nın, içi Merkez Yürütme Kurulu tarafından boşaltılmaya çalışılmakta; işlevsiz hale getirilmektedir. Çünkü temsilcileri seçimle 2 yıllığına belirlenmesine rağmen kurul toplantısına gelemeyen temsilcisinin yerine başka “taraftarlar” yazılmakta, tıpkı toplanma zamanında olduğu gibi birçok konuda MTK yönetmeliği ihlal edilmektedir. Bir dizi eylem ve etkinlik kararlarının zaten yeteri kadar yapılmayan organ toplantılarının hemen öncesinde alınmış olması bu organları yok saymak anlamına gelmektedir. Yine en yetkili organımız olan Genel Kurulumuzda alınan birçok kararın uygulanmayışı da bu organa verilen önemi ortaya koymaktadır. 

Şimdi şu soruları sormak gerekiyor. Çalışanların merkezi anlamda söz yetki ve karar sahibi olduğu iki organdan biri olan MTK’ya, Merkez Yürütme Kurulunun yaklaşımı “söz yetki karar çalışanlara” sloganıyla ne kadar bağdaşmaktadır? MYK’nın karar organı MTK’yı yok sayarak geliştirdiği merkezi anlayış eleştirdiğimiz TÜRK-İŞ’teki bürokratik merkeziyetçi anlayışa doğru giden bir yol değil midir? 

4688 Sayılı sahte sendika yasası Merkez Yönetim Kurulunu karar organı olarak tarif etmiş olabilir. Ancak dişimizle tırnağımızla bedel ödeyerek yarattığımız mücadele hukukumuz MYK’yı, “merkez yürütme kurulu” olarak görevlendirmiştir. Tabanın sesi olan MTK’nın görev ve yetkileri MYK tarafından fiilen devralınmaktadır. Örneğin Hukuk ve TİS Sekreterliğinin liberal ağızla (MYK böyle tariflemiştir) “yeniden yapılandırılmasında” ya da işten atma gibi kritik konularda yetkili organ çok açık ki Merkez Temsilciler Kuruludur. 

Mali konularda kolaycı, idameci ve grup çıkarları doğrultusunda olukça rahat davranan “yürütme kurulumuz” mali işlerle ilgili MTK’nın yetki ve görevlerini de uhdesinde toplamaktadır. 

10 yıldır hak ediş olarak tarif edilmeyen fazla mesailer bu MYK tarafından hak olarak görülmüş ve sendikada geçirdikleri “fazla zamanlar” ücretlendirme yoluna gidilmiştir. Oysa MYK’ya seçildiklerinde fazla mesai almayacakları gün gibi ortadaydı. Eğer MYK üyelerinin 10 yıl sonra fazla mesai ücretlerini hak ediş olarak değerlendirme kararı doğruysa neden internet sitesinden de bunu yayınlama gereği duymadıkları da ayrı bir sorun olarak durmaktadır! 

Diğer taraftan sendikal hareketimizde bir ilke de imza atan MYK’mız il temsilcilerine ve şube başkanlarına telefon ücreti adı altında para ödemeyi karar altına alarak sadece kendine bonkör olmadığını da göstermiştir. Bizce bu tür ödemeler doğru olmamakla birlikte bu kararların alınacağı yer ya genel kurul ya da MTK’dır. 

Büro emekçilerinin eşit işe eşit ücret ilkesi ihlal edilerek parçalanmasına karşı ciddi mücadeleler sergileyen BES’te, MYK’nın sendika çalışanlarına yönelik benzer bir politikayı hayata geçirmesi çarpıklığın daniskasıdır. İki kişinin işini yapıyor diye bir sendika çalışanına fazla mesai adı altında “performans ücreti” ödenmesi hangi “iyi niyet”le açıklanabilir? Asıl olarak bu duruma itiraz eden sendika çalışanlarının toplu sözleşme sürecinde grev noktasına gelmelerini anlayamamak ve siyasi olarak gerekçelendirmek; emekçilerin grev haklarına saldırmak, en az sayıda emekçinin greve çıkmasını sağlamak için Çalışma Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunmak, toplu sözleşme sürecinde hakkını aradığı için bir emekçiyi işten atmak ne kadar da tanıdık geliyor! Bu durum ideolojik çarpıklığın nelere kadir olduğunun açık göstergesidir. 

İşyerlerinde sıkça karşılaşmaya başladığımız ve karşı mücadele ettiğimiz mobbingin BES’te de hayat buluyor olması enteresandır. Sorarsanız asla ve kat’a böyle bir şey yoktur. Ancak sizinle dünyaya aynı gözle bakan emekçilere aynı ortamı paylaşmanıza rağmen selam verilmeyişi, savunma dahi alınmadan sürekli sözlü ve yazılı uyarı verilmesi psikolojik taciz değil de nedir? 

Mücadeleyi basın açıklamaları, uygulanmayacağı belli saatlik iş bırakma eylemleri, dilekçe kampanyaları ve kurum yetkilileriyle görüşmeler kıskacında ele alan MYK’mız literatürümüze “molalı ve taşımalı eylem” kavramlarını sokmayı da başarmıştır. Öngörüsü yüksek MYK’mız, polis barikatına yüklenmeksizin barikatın aşılamayacağını görebilmiş, mola vererek, Maliye Bakanlığı önüne ayrı ayrı gitme ve orada toplanma kararı verebilmiştir. Yine MTK üyeleriyle 7 Ekim 2011 de yapılacak eylem YKM önünden başlayacakken her nedense yürüyüş iptal edilerek yine GİB önüne otobüslerle gitme kararı alınabilmiştir. Meclis koridorlarında yana yakıla milletvekili peşinde koşarak soru önergesi verdirme çabaları da taktirle karşılanması gereken yeni bir mücadele biçimi olsa gerek! 

Büro emekçileri hareketinin tarihinde önemli direnişler vardır halbuki. Kamu çalışanları hareketinin Kızılay’a girme ve Kızılay’ı zaptetme teşebbüslerinde büro emekçilerinin payı reddedilemez. Fiili meşru ve militan bir çizgiden kopuştur hak etmediğimiz halde bizleri yeni kavramlarla buluşturan. Birlikte yarattığımız bu tarih bu kadar kolay unutulmamalıdır. Bizlerin görevi yarattığımız tarihi ve mücadele birikimini korumak, geliştirmek, yarına aktarmak ve tabi ki yeni tarihler yazmaktır. 

Çünkü önemli bedeller ödemiştir devrimci emek hareketimiz. Sürgünler, soruşturmalar, işten atılmalar bile şehitlerimizin ödediği bedel yanında hafif kalmaktadır. Unutmak felakettir bizim için. Devraldığımız devrimci mirası tüketmektir hoyratça. Bu ortak mirası, kültürü hiçbirimizin hoyratça kullanma; tüketme hakkı yoktur. 

Bu durum herkesçe veri olarak kabul ediliyorsa, BES Genel Başkanın “kafasına almış olduğu darp” üzerinden kendi reklamını yapması nasıl ele alınmalıdır. Bu olayın gerçekten vuku bulduğunu kabul etsek bile mücadele içindeki bir insanın hele de bu Genel Başkansa, sayfalar dolusu yazı yazarak kendini övmesi, kendi adına ve BES adına ayrı ayrı sms ve e-mail yağdırması en azından Hopa’da öldürülen Metin Lokumcu’ya ve günlerce tutuklu kalarak işkence gören BES üyelerine karşı ayıptır. Tarihi kahramanların değil, örgütlü halkın ve emekçilerin yazdığı gerçeğinin Marksizmi okumaya yeni başlayanların ilk öğrendiği şeylerden biri olduğunu Genel Başkanın da bilmesinde fayda olduğunu düşünmekteyiz. Aksi halde peşinden gideceğimiz kahraman kendisi olmazdı zaten! Ancak açıklanması gereken diğer mesele ise MYK’nın diğer üyelerinin buna nasıl göz yumduğudur. 

Devrimci büro emekçileri olarak büro emekçileri hareketinin gerileme, daralma ve etkisizleşmesinin birçok nedeni olmakla birlikte temel nedenin yukarıda değindiğimiz yapısal sorunlara devrimci çözümler üretilemeyişi olduğunu belirtmiştik. Bilinmelidir ki hayata, işyerlerindeki ve yaşam alanlarındaki çatışmalara her zaman devrimci bakabilmek ancak yapısal sorunlara devrimci çözümler ürettirebilecektir. Sendikal bürokrasinin, gerici ve ırkçı sendikaların, liberalizmin, AKP’nin kuşatması altındayken bu kuşatmayı yarabilmenin yolu devrimci ilkelerimize daha sıkı sarılmaktan geçmektedir. Tüm büro emekçilerini son yıllarda silikleşen bu ilkelerimizin üzerindeki tozu silmeye, davet ediyoruz. 

Başta Şube Temsilciler Kurulu ve Merkez Temsilciler Kurulu üyelerimiz olmak üzere tüm büro emekçilerini birlikte yarattığımız hukuk ve değerler adına kurulları işleterek ilerleten tartışmalar yapmaya; MYK’yı acilen Merkez Temsilciler Kurulunu toplamaya davet ediyoruz. 
29 Temmuz 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder