AKP Hükümeti’nin emeğe yönelik saldırı paketleri ile çalışma
yaşamında esnek ve güvencesiz çalıştırmanın önündeki engellerin tamamen
ortadan kaldırılacağı günlerin arifesindeyiz. İçinden geçtiğimiz bu
günlerde sermaye, ucuz ve güvencesiz emek cennetine yolculuğunun son durağındadır artık.
Kuşkusuz sermayenin cenneti, tüm emekçilerin, onların eşlerinin ve
çocuklarının da cehennemidir. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılına kadar
çeşitli gerekçelerle gecikmiş olan, ülkemizin ucuz ve güvencesiz emek
cenneti haline getirilmesi programı, bu dönemde atılacak yeni adımlarla
neredeyse tamamlanmış olacak.
İktidara gelir gelmez emek alanında “katılık” olarak nitelendirdiği
haklarımıza bazen sinsice ama çoğu zaman açıktan saldıran AKP Hükümeti,
uygulanmakta olan grev ve toplu sözleşme düzeneğinin içini boşaltarak
sendikal hareketin daha da etkisizleştirilmesine yönelik yıkıcı
uygulamalara hız verdi.
2003 yılında çıkarılan 4857 Sayılı İş Yasası ile taşeron sistemi
yasallaştırıldı. Ödünç işçilik, telafi çalıştırma, cumartesi gününün
mesaiden sayılması gibi düzenlemelerin tamamı hayata geçirildi. Kamuda
4/B, 4/C ve ücretli öğretmenlik gibi güvencesiz çalıştırma biçimlerine
yaygınlık kazandırıldı. Güvencesiz çalıştırmanın yaygınlık kazanmasıyla
birlikte sendikasızlaştırma ve örgütsüzleştirme çabaları da sonuç
vermeye başladı. Parçalı, güvencesiz ve esnek çalıştırma koşullarında
işten atılma korkusu yaratılarak işçi ve emekçiler sendikalardan
uzaklaştırıldı.
Bu süreçte işçi sınıfının örgütleri etkisizleştirilerek mücadele ile
elde edilen tüm kazanımlar tek tek geri alındı ve alınmaya devam
ediliyor. AKP döneminde hız kazanan emek düşmanı uygulamalar ile sendika
ve örgütlenme hakkı, iş güvencesi, emeklilik, işçi sağlığı ve
güvenliği, kreş, yemek, servis, insanca yaşayacak ücret gibi üretim
alanı konularında yaygın hak kayıpları yaşandı. Buna paralel olarak;
eğitim, sağlık, ulaşım, barınma gibi yeniden üretim alanlarına ilişkin
hakları da kapitalizmin azgın sömürüsünün hizmetine sunuldu.
Emek alanını bir bütün olarak değerlendiren AKP, saldırı yasalarını
kamuda ve özel sektörde paralel olarak yürürlüğe koydu. İşçiler için
attığı adımın hemen ardından kamu çalışanları için benzer adımlar attı.
2008 yılında çıkarılan SS-GSS ile Sosyal Güvenlik Sistemi herkes için
tekleştirildi. Emeklilik yasası tüm emekçilerin tabi olduğu halde
tasarlandı. Artık tüm emek alanından Çalışma Bakanlığı sorumlu. Ve son
olarak Çalışma Meclisi toplantısında Tayyip Erdoğan’ın tekrarladığı
“çalışanlar” ifadesi çalışma koşullarının modern kölelikte eşitleme
planını ortaya koymaktadır.
Bugün uygulanmakta olan neoliberal saldırı programları kamu
çalışanları da dahil tüm emekçilerin yaşamlarını parçalarken,
kaderlerini birleştirmiştir. Açıkça ifade etmek gerekir ki; artık kamu
çalışanlarının emek alanına yönelik saldırılar karşısında tüm işçi ve
emekçilerle ortak bir mücadele hattı yaratılmadan savunmaya çekilme ve
protesto etme biçiminde sürdürülen mücadele çizgisiyle sonuç alma şansı
kalmamıştır.
1990’larla birlikte emek hareketine yeni bir ivme kazandırarak ortaya
çıkan KESK, güvencesiz çalıştırmaya, taşeronlaştırmaya ve kamunun
piyasacı dönüşümünün ilk adımlarına karşı ciddi ve kapsamlı bir
mücadele-örgütlenme programı ile yoluna devam etmiş olsaydı, bugün AKP
iktidarı eliyle yürütülen sermaye kuşatmasını yarmak, çok daha kolay
olabilirdi.
Kuruluş süreci tartışmalarında, Devrimci Kamu Çalışanları tarafından
önerilen “Birleşik Emek Konfederasyonu” anlayışı ne yazık ki kabul
görmedi. Bu durum sendikal harekette ilk ciddi kırılma anlamını
taşıyordu.
KESK, 1990’lardaki sendikal mücadelenin temel ilkesi olan ortak
örgütlenme anlayışından uzaklaşarak kuruldu. Kurulan “memur”
konfederasyonu işçi sınıfının sendikal mücadelesinin parçalı halinin
sürdürülmesini tercih etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle konfederasyon
işçi sınıfının tüm kesimlerinin ortak örgütü hedefiyle inşa edilmedi.
Unutmamak gerekir ki; fiili ve meşru mücadele anlayışı ile “yetkili
sendika” olmak için belirleyici düzlemin sokak olduğu öngörülerek, sahte
toplu görüşme ve toplu sözleşme süreçleri reddedilseydi ve sadece
“memurların” değil tüm emekçilerin taleplerinin militanlığına
soyunulsaydı, 20 yıl sonra bugün güçlü, birleşik bir emek örgütünden
bahsedebilirdik.
90 yılından itibaren grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı için
mücadeleyi tercih eden kamu çalışanlarının fiili, meşru ve militan
mücadeledeki ısrarının altında yoksullaştırılmaları ve
işçileştirilmeleri yatmaktaydı. Mücadelenin ilk yıllarındaki bu ısrar
onları kendisi gibi yaşayan milyonlarca işçi ve işsizle kader birliğine,
dolayısıyla mücadele birliğine götürülebilecekken, sınırları yasalarla
belirlenen alana çekilmek KESK’in etkisizleşmesinde belirleyici bir
öneme sahip olmuştur.
Bugün kamu çalışanları güvencesiz çalıştırma biçimlerinin kıskacı
altında, köleleştirilmekte, ücretleri eritilmekte, sürekli
borçlandırılarak kredi kartlarına, tüketici kredilerine mahkum hale
getirilmektedir. Bu durum, elbette sermayenin işçi sınıfına yönelik
genel saldırısının sonucudur.
Bütün bu yaşananlar ışığında, hak mücadelesi ekseninde toplumsal
hareket temelli bir mücadele için çok daha fazla neden bulunmaktadır.
Neo liberal saldırı programının yaratmış olduğu tahribat, işçi sınıfının
tüm katmanlarını aynı sorunlardan muzdarip hale getirmiştir. İnsanca
yaşam ve insanca çalışma koşulları tüm emekçilerin ve halkın ortak
talebi haline gelmiştir. KESK, emek hareketinin önemli bir bileşeni
olarak böyle bir hareket temelinin inşasında kurucu aktörlerden biri
olmaya soyunmalıdır. Bunu gerçekleştirecek potansiyele sahiptir. Kritik
mesele “nasıl bir sendika” ve “nasıl bir mücadele” sorularına doğru ve
devrimci yanıtlar vermektir.
Emeğe yönelik saldırılara karşı ve çeşitli hak mücadeleleri için
birleştirici bir çağrı merkezi oluşturmakla işe başlanmalıdır. Haziran
İsyanı’nın akşam direnişlerine katılan on binlerce işçi ve emekçiye
güven veren, onlar için yeniden umut olan bir hareket tarzı
geliştirilmelidir.
AKP ayrım yapmadan tüm emekçilere karşı azgın saldırılarını ve sinsi
planlarını uygulamaktan geri durmuyor. Çaykur ve Darphane grevlerini
bitirmek için grev kırıcılığı yapan, THY işçisinin direnişini
kıramayınca Hava-İş’in Genel Kurulu’na müdahale eden, ayak oyunlarıyla
HAK-İŞ’e bağlı Medya-İş’i yetkili sendika haline getirirken, Devrimci
Sağlık-İş’in binlerce üyesini yok sayan, 2002 yılında 40 bin üyesi olan
Memur-Sen’i %1500 büyüterek yetkili konfederasyon haline getiren,
güvencesizliğe karşı yükselen işçi direnişlerine en sert biçimlerde
müdahale eden, KESK’i ve bağlı sendikaları düzmece operasyonlarla
itibarsızlaştırılmaya çalışan gözü dönmüş AKP iktidarının emeğe yönelik
saldırılarını durdurmanın tek yolunun ortak bir direniş hattı kurmaktan
geçtiği görülmelidir.
AKP hükümetinin Ulusal İstihdam Stratejisi’ne bağlı olarak gündeme
getirdiği kadın istihdam paketi, kıdem tazminatı v.b. yasa tasarıları,
2014 asgari ücret tespit toplantıları ve 2014 bütçe görüşmeler süreci
KESK’in böyle bir hareket temeline yüzünü dönebilmesi açısından önemli
fırsatlar sunmaktadır. Aralık ayı hem asgari ücret zamlarının tespit
edilmesi hem de bütçe görüşmelerine sahne olması açısından önemli bir
süreçtir. “İnsanca yaşayacak asgari ücret” tüm emekçilerin ortak talebi
olmalıdır. Son yıllarda ciddi ekonomik kayıplara uğrayan kamu
çalışanlarının 2014-2015 zamlarına razı olma ihtimali yoktur.
Dolayısıyla kamu çalışanlarına dayatılan ihanet sözleşmesini reddederek,
bütçeden kamu çalışanlarına ayrılan payın artırılması ve insanca
yaşayacak bir ücret talebiyle yürütülecek mücadele taşeron işçiler başta
olmak üzere tüm emekçilerle birlikte yükseltilmelidir. Tüm emekçileri
ve halkı yoksullaştıran temel kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına
son verilerek eğitim, sağlık, ulaşım, su, elektrik, doğalgaz gibi temel
hizmetlerin genel bütçeden karşılanması talebinin öne çıkarıldığı ve
bütçeye doğrudan müdahil olan bir mücadele hattının yaratılması
hedeflenmelidir.
Bu dönemde ortaya konulacak mücadele programı mümkün olduğu kadar
geniş işçi ve emekçi örgütleri ile birlikte oluşturulmalı ve bu mücadele
programı Gezi İsyanı ile ayağa kalkan milyonların toplumsal bir
hareketi olarak AKP’nin oyununu sokakta bozma ve “masaya oturtma”
iddiası taşımalıdır. KESK’in aralık ayında yapmayı planladığı Grev,
AKP’nin gericileştirme, yoksullaştırma ve piyasalaştırma politikalarına
karşı tüm halk kesimlerini kapsayan “Halk grevi” yaklaşımıyla ele
alınmalı ve hayata geçirilmelidir. Kuşkusuz böyle bir hareket AKP’yi
sandıkta da geriletebilecektir.
Tayyip Erdoğan’ı Taksim Dayanışması’yla “masa”ya oturtan şey gibi
Dersim’deki enerji işçilerinin 7 maddelik “Toplu Sözleşme”sini kabul
ettiren de bilindiği gibi sokaklardaki fiili, meşru ve militan
direnişler olmuştur. Bu doğrultuda protestocu yaklaşımlar terk edilmeli,
hak alıcı fiili meşru ve militan direnişler yaratılmalı, yandaş
Memur-Sen’in ve hükümetin meşrulaşmasına hizmet eden sahte Toplu
Sözleşme süreci reddedilmelidir.
Kuşkusuz yıllardır 657-4688 Sayılı yasalara sıkıştırılan hareket
düzleminin kısa vadede değişeceğini, yıllardır biriken
ideolojik-politik, örgütsel sorunların bir anda çözüleceğini beklemek
fazla iyimser bir yaklaşım olacaktır. Bu açıdan yaklaşan KESK ve bağlı
sendikaların Genel Kurul süreçleri böyle bir mücadele hattının
tartışılacağı zeminlere dönüştürülmeli, örgütsel yenilenme
hedeflenmelidir.
Devrimci Kamu Çalışanları, sokakta kurulan kamu çalışanları
hareketinin önemli kurucu öznelerinden biridir. Bugün hayat bizlere
yeniden fiili ve meşru mücadele anlayışı temelinde sokağı adres olarak
gösteriyor. Yeni ve devrimci bir emek hareketinin sesleri sokakta
yükseliyor. Enerji işçilerinin kazanımla sonuçlanan grevi, taşeron
sağlık işçilerinin direnişleri, Kazova işçilerinin işgal ve üretim
mücadelesi, İngiltere, Brezilya ve Yunanistan’daki öğretmen grev ve
direnişleri, on binlerce kamu çalışanı, işçi ve işsizin Gezi Direnişi ve
son olarak eğitim emekçilerinin 23 Kasım’daki direnişleri böyle bir
hareket için umutlarımızı tazeliyor.
20 yıl sonra bugün Devrimci Kamu Çalışanları olarak yine, yeni bir
emek hareketinin kurucu unsurlarından biri olmak için yola çıkıyoruz.
Tüm grup ve dinamikleri, İşçi sınıfı hareketinin önemli bileşenlerinden
olan Kamu Çalışanları Hareketi’ni ve KESK’i yeni bir temelde, Haziran
İsyanı’nın yarattığı ruhla yeniden inşa etmeye ve birleşik emek
hareketinin ana aktörlerinden biri haline getirmek için adım atmaya
çağırıyoruz.
Devrimci Kamu Çalışanları
